17 Aralık 2013 Salı




KİMSESİZ
Gene sıradan bir gündü.
Çocuk odanın içerisinde yürüyordu. Ve bir anda dengesini kaybedip kapıya çarptı. Arkasını dönüp kapıya “Pardon” dedi. Kapı “Önemli değil. Ama biraz daha dikkatli ol.” Dedi.
Çocuk kulağındaki kulaklıktan dolayı kapının ona ne dediğini duyamamıştı. Yatağına doğru gitti. Ve sırt üstü bir şekilde yatağa zıpladı. Yatak “Öh be arkadaş biraz yavaş ol” dedi. Tabii çocuk bunu da duymadı. Aslında evin içindeki eşyalar her zaman konuşurlardı ama çocuk bunları duymazdı. Kulaklığın bir önemi yoktu aslında. Müzik dinlemiyor olsa bile asla nesnelere önem vermezdi. Onlar ne de olsa cansız birer nesnelerdi. Yavaşça uykuya daldı.
Sabah kalktığında ağlıyordu… Etrafında kimse yoktu. Rüyasında ailesiyle birlikte eğleniyorlardı. Ama uyandığında kimsesiz olduğunu fark etti…
KAZA
6 aylıktı.
 Annesi ve babası ile doktor kontrolündelerdi. Eve doğru son model lamborghini arabalarıyla evlerine gidiyorlardı. Ve kırmızı ışıkta geçen bir kamyon onların arabasına çarpmıştı. Annesi onunla beraber arka tarafta oturuyordu ve kamyonun geldiğini görünce hızlı bir şekilde bebeğine sarıldı. Ve o bebeği kurtaran annesinin sarılması olmuştu. Annesi ve babası o gün vefat ettiler. O günden itibaren ona teyzesi bakmıştı. 18 yaşına geldiğinde ailesinden kalan mirasını kullanarak kendi evine çıktı. Bir sene sonra teyzesi de vefat etti. Babasının herhangi bir kardeşi yoktu. Annesinin de sadece bir kardeşi vardı ve o da bekardı. Şimdi hiç kimsesi kalmamıştı…
Teyzesine ona annesi olduğunu söylemişti. Ve yaşanılan olaydan bahsetmemişti. Ancak vasiyetinde yaşananları öğrenmesi için bu çocuğa bir zarf bırakmıştı. Bu zarfta o kazadan ve mirastan bahsediliyordu.
Çocuk yaşanılanları öğrendi ve bir hafta boyunca kendini teyzesinin evine kapattı. Düşünceler içerisinde boğuluyordu. Artık hiçbir şey umurunda değildi. Ama annesinin ona olan sevgisi onu büyülemişti. Tabii ki de babası da elinden geleni yapmıştı. Ama yapabilecek hiçbir şey yoktu. Onlar ölmüştü.
Artık hiç kimsesi yoktu. Çocuk yalnızlık içerisinde kavrulup duruyordu. Uyuşturucuya ve içkiye vurdu kendini. Hiçbir arkadaşı yoktu. Ne yapacağını bilmiyordu. Artık müzikten de bıkmaya başlamıştı. Partiden partiye geçiyordu. Ona uyuşturucu sağlayan sözde arkadaşları vardı. Ama onlara karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Hafta da iki üç defa birileriyle yatıyordu. Sadece zaman geçiriyordu.
NESNELER
İşte o sabah kulaklığını bir kenara fırlattı ve intihar etmeye karar vermişti. Yalnızlık onu yiyip bitiriyordu. Tam o sırada bir ses duydu.  Ses kulaklıktan geliyordu. “Biraz insan ol be hayvan herif!”
Kulaklığa baktı ve kendinde olmadığını biliyordu ve halüsinasyon olduğunu düşündü. Kulaklığa baktı ve ondan özür diledi. Masasında duran hapları aldı ve koltuğa zıpladı. Koltuk “Yeter artık! Zıplaya zıplaya mundar etin beni” dedi. Önünde duran sandalyeyi aldı ve koltuğa hızlı bir şekilde attı. Koltuk delinmişti. Koltukta sandalye de sinirlenmişti ve aynı anda çocuğa küfür ettiler. Çocuk hapları bir kenara fırlattı. Haplar da söyleniyordu ama artık hiçbir şey duymaz olmuştu. Ve eline bir kibrit aldı. Koltuğu ateşe verdi. Daha sonra halıyı tutuşturdu. Tüm nesnelerden nefret etmişti. Onlar bile oturup kalkmasını istemiyordu. Her şeyden nefret ediyordu. Ve bu lanet evi de onunla beraber yok edecekti.
Kısa bir zamanda tüm ev alev almıştı. Kendisi de derisindeki sıcaklığı hissediyordu. Evde ki tüm eşyalar haykırıyordu ama çocuk gülümsüyordu. Belki de hayatında ilk defa gülümsüyordu.
Ölmeden önce ilk defa gülümsüyordu.
Mutluydu!
Çünkü alevlerde onu yakmaktan memnundu! İlk defa yanında birini hissetti. Ölüm Meleği onu almaya gelmişti ve o da çocuğun canını almaktan memnundu. Ölmeden önce ona yardım eden iki arkadaş edinmişti. Ve mutlu bir şekilde hayata gözlerini yumdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder